 Harika Forumcu

Kayıt: 14.07.2011 Konular: 63 Mesajlar: 9
 OFFLINE | ANTİKORLARIN FONKSİYONEL ÖZELLİKLERİ
• IgG1, 2 ve 4 moleküllerinin CH2 kangalı, komplemanın C1q komponentini bağlayarak komplemanı
klasik yoldan aktive eder. Komplemanı klasik yoldan en çok aktive eden antikorlar sırasıyla IgM, IgG3,
IgG1 ve çok az IgG2'dir. IgG4 ise komplemanı klasik yoldan aktive edemez.
• IgG ve IgA moleküllerinin CH3 kangalı; IgM moleküllerinin CH4 kangalı (bir fazla kangalı olduğunu
unutmayınız), fagositlerdeki ilgili reseptörlere (FcR) yapışan bölgelerdir. Benzer şekilde, IgE
yapısındaki antikorlar da bazofil, mast hücreleri ve eozinofillere CH4 kangalı ile bağlanırlar.
• Antikorların asıl görevi, antijenleri Fab parçaları ile bağlamalarıdır. Toksin ile bağlanırsa nötralize
eder, virüs ile bağlanırsa hücreye girişini önler. Fc parçası ile ise bağışıklık sistem hücrelerindeki
kendilerine özgü reseptörlere (FcR) bağlanır. Fagositler FcR’leri ile, mikroorganizmaya bağlanmış
antikorların Fc parçalarını tanıyıp onlarla birleşirler ve böylece mikroorganizmayı fagosite ederler. Bu
tür fagositoz (opsonizasyon), opsonin kullanılmaksızın (çıplak) yapılan fagositoza oranla daha güçlü,
antikor + kompleman aracılı olandan ise daha zayıftır.
• IgA, komplemanı alternatif yoldan aktive edebilmektedir.
İMMÜNGLOBÜLİN G (IgG)
Sekonder immün yanıttan sorumludur. IgG1 ve IgG3, viral partiküller ve bakteriyel ekzotoksinler gibi protein
yapılı antijenlere karşı savunmada rol oynayan majör antikorlardır. IgG2 ise gram negatif bakteri kapsülleri ve
endotoksinleri gibi polisakkarid antijenler için en önemli immüniteyi oluşturmaktadır. Plasentadan geçebilen
tek antikor IgG’dir; her 4 alt sınıfı da plasentayı geçer. Maternal antikorlar nedeniyle yenidoğandaki IgG
düzeyi erişkinden fazladır. Plasentadan geçişte Fc parçasının önemi büyüktür. IgG2 sentezi iki yaşa kadar
yetersiz olduğundan, erken infant döneminde bazı antibakteriyel kapsül aşılarının yapılması gereklidir. Bu
kaynak drtus.com’da yayınlanmaktadır.
İMMÜNGLOBÜLİN M (IgM)
İmmünglobülin M, B lenfositlerin yüzeyindeyken monomerik, bunun dışında (ör. kanda) pentamerik halde
bulunur. Pentamerik IgM; beş adet IgG molekülü benzerinin J (joining) zincirleri ile bağlanması sonucunda
oluşur. IgM, primer immün yanıttan sorumludur. İntrauterin yaşamda ve yenidoğanda kompleman ile birlikte
doğal savunmayı sağlar. Fötusta ilk sentezlenen (6. aydan itibaren) immünglobülindir. Organizmada en
fazla oranda intravasküler havuzda yer alır. Kompleman aktivasyonunda mikroorganizma aglütinasyon
olaylarında en etkin antikorlardır. Merkaptoetanol veya rivanole duyarlıdırlar. Bunlarla muamele edilirlerse bu
yapı bozulur ve IgM parçalara ayrılır.
İMMÜNGLOBÜLİN A (IgA)
İki formu tanınmaktadır. Tükürük, kolostrum, süt, sindirim, solunum yolu ve ürogenital
seromüköz sekresyonlarda fazla miktarda bulunan formuna salgısal IgA (sIgA) denir.
Salgısal form; iki IgG molekülü benzerinin J zinciri ve salgısal parça ile bağlanması
sonucunda oluşan dimerik bir antikor molekülüdür. sIgA, epitel yüzeyine çıkabilen tek
antikordur. Sentezleri mukoza-altı lenfoid dokulardaki (MALT) plazma hücrelerince
yapılır. Salgılarda dimerik formda, Fc ucu kapalı halde bulunur. Böylece yakaladığı antijenlerin lumen içi bir
fagosit tarafından alınması önlenmiş olur. Amaç, antijenin MALT hücrelerine kadar korunmasıdır. Salgısal
form, mukozayı geçerken, J zinciri ve salgısal parçayı kaybedip monomerik şekle dönüşür. Antikorun Fc ucu
bu şekilde açılmış ve MALT hücrelerine sunuma uygun hale getirilmiş olur. Böylece, immünolojik bilginin
lumen ile sınırlı kalmaması, MALT hücrelerindeki işlem sayesinde de tüm organizmaya mal edilmesi
sağlanmış olur. Virüslerin konak hücreye girişlerini önleme özelliği vardır.
İMMÜNGLOBÜLİN D (IgD)
İmmünglobülin M ile birlikte, protein yapısındaki antijenlerin B lenfositlere bağlanmasını sağlayan bir reseptör
görevi gördüğü ve/veya antijenik uyarım ile oluşan B lenfosit farklılaşmasında rol oynadığı sanılmaktadır.
İMMÜNGLOBÜLİN E (IgE)
Serumda eser miktarda (en az) bulunur. Asıl birikim bölgeleri mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyleridir. Tip I
ADR gelişimi ve antiparazitik aktivitede önemli rol oynamaktadır. Bazofil ve mast hücrelerinden başka
mononükleer lökositlere ve Langerhans hücrelerine de bağlanabilir (reagenik antikorlar).
AFFİNİTE, AVİDİTE
• Affinite: Bir antikorun tek bir paratopu ile tek determinantlı bir antijenin birleşme gücüdür. IgG, sahip
olduğu moleküler fleksibilitesi sayesinde, antijenik determinant ile bağlanma olayında mükemmel bir
adaptasyona ve dolayısıyla en mükemmel affiniteye sahip antikordur.
• Avidite: Aynı antijene özgü çok sayıda Fab içeren bir antikorun aynı özellikteki çok sayıda
determinant bulunduran bir antijen ile bağlanma gücüdür. IgM, aviditesi en yüksek olan
immünglobülindir. Pentamerik veya hekzamerik yapısı nedeniyle, daha faza antijen bağlayıcı bölgeye
sahiptir.
MONOKLONAL ANTİKORLAR
Hep aynı antijene spesifik plazma hücresi klonlarınca sentezlenen ve günümüzde hibridizasyon ile elde
edilebilen antikorlara monoklonal antikorlar denmektedir. İnfeksiyolojide tanısal ve hatta tedavi amacıyla,
onkolojide malign hastalıkların (lösemi, lenfoma tiplendirmesi gibi) tanılarında, immünoterapisinde ve örneğin
aşı üretimi gibi üretim teknolojisinde başarı ile kullanılmaktadır.
KOMPLEMAN SİSTEMİ
Fötusta en erken (2. aydan itibaren) oluşan doğal immünite sistemidir. Bundan daha sonraları (6. aydan
itibaren) IgM sentezi başlar. Ulaşılmaya çalışılan ana amaçlar şunlardır:
1. Bağlandığı hücre veya bakteride delikler oluşturmak ve ozmotik lizise yol açmak (lizis),
2. Bazı komponentleri (3a ve 5a) ile lökositlerin inflamasyon bölgesine toplanmasını sağlama etkisi
(kemotaktik, anafilatoksik etki),
3. Antikorların da yardımı ile hedefin kolayca fagosite edilmelerini sağlamak (opsonizasyon),
4. Yanlışlıkla gelişmiş ve serbest kalmaları halinde doku hasarına yol açabilecek olan immün
komplekslerin temizlenmesi.
Normalde serumdaki inaktif bir kompleman komponenti, kompleks halde bulunan bir önceki kompleman
komponentlerinin tümü ile aktive edilir. Kompleman komponentleri birer proenzimdir, zimojendir. Serumda
en çok bulunan komponent C3, komplekste en çok bulunan komponent C9, en büyük moleküllü kompleman
komponenti ise C1q’dur.
KLASİK KOMPLEMAN AKTİVASYONU VE LEKTİN YOLU
Klasik yol, gelişkin (edinilmiş) immün yanıt için önemlidir. Bir infeksiyon sırasında, etkene özgü
antikorların varlığında aktive olur. Diğer bir anlatımla, lektin yolu dışı klasik yol, bir spesifik immünite
etkinliğidir.
• Klasik yolun başlatıcısı olan C1q, kalsiyuma bağımlı bir lektindir ve en büyük kompleman komponentidir.
C1q’ya ikişer C1r ve C1s de eklenmiştir.
• Klasik aktivasyonda ilk eylem, IgG veya IgM yapısındaki antikorların bir antijenik yapıya, örneğin bir
bakteri hücresine Fab parçaları ile bağlanmasıdır. Bu immün kompleks ile karşılaşan C1q da antikorun
ilgili kangalına bağlanınca klasik aktivasyon başlar. Bunun için hedef hücreye bağlanmış olan en az iki
IgG molekülü veya bir adet IgM molekülü gereklidir.
• C1q’nun antikora bağlanması ile C1r aktive olur. Böylece C1s’i de aktive eder.
• Aktive olan ve serin esteraz aktivitesi kazanan C1s, enzimatik bölme ile C4’ü iki parçaya ayırır.
• Klasik aktivasyonun diğer bir türü de lektin yoludur. Mannan bağlayıcı lektinler (MBL; mannoz
bağlayıcı protein) normalde serumda bulunan protein yapılı maddelerdir. Birçok bakteri ve mantarın
yüzeyinde bulunan mannoz polimerlerini (mannanları) tanıyarak bunlara bağlanırlar. Hem bunların
opsonizasyonunu kolaylaştırırlar hem de C4’ü ve C2’yi aktive ederler. Bundan sonraki yol da klasik
aktivasyon kurallarına uygun olarak sürdürülür. Bu yol, özellikle infeksiyonların, henüz antikor sentezinin
tamamlanmadığı hiperakut döneminde önemlidir.
• Yine C1s, C4’e bağlanarak komplekse katılmış olan C2’yi enzimatik bölme etkinliği ile ikiye parçalar. C2a,
diğer komponentlerin küçük olan a parçalarının tersine, büyük parçadır; bu nedenle bazı yazarlarca C2b
olarak da kabul edilmektedir. C2a (veya kimine göre C2b) kompleksteki C4b’ye yapışık halde kalır.
Böylece C3 konvertaz (C4b2a) tamamlanmış olur.
• Kompleksteki C4, C3’ü de kendisine bağlar. Kompleksteki C2a da enzimatik etkinlikle C3’ü C3a ve
C3b’ye parçalar. C3a güçlü bir anafilatoksik etkiye sahiptir. Bu etkiyi, mast hücrelerini degranüle ederek
histamin salınmasına yol açarak sağlar. Böylece damar geçirgenliği artar. C3a’nın da içinde bulunduğu
kemoatraktanların etkisi ile bölgeye çağrılan nötrofillerin damar duvarını rahatça geçmelerini sağlar.
• Kompleks artık C4b2a3b halindedir. Buna C5 konvertaz adı da verilir. C4b2a3b C5’i bölerek C5a ve
C5b’yi oluşturur. C5a, C3a ve C4a’dan çok daha güçlü anafilatoksik ve kemotaktik etkiye sahiptir.
• C5b C6 ve C7’yi kendine bağlayarak C5b67’yi oluşturur. Hidrofobik nitelik kazanan bu kompleks hedef
hücreye gömülür.
• Kısa süre içerisinde C5b67 kompleksine C8 ve ardından 10-14 parçacıktan oluşan C9 da katılır. Bu çok
sayıdaki C9 molekülü yan yana gelerek bir silindir oluşturlar. Silindir hedef hücreye, hamura daldırılmış bir
“kurabiye kalıbı” gibi girerek 110 A0 (11 nm) çapında bir delik oluşturur. Hedef hücre örtüsü bu şekilde
bütünlüğünü kaybeder. Hücre, ozmotik nedenlerle içeriği dışarı boşaldığı için parçalanır.
• Son komponentler olan C5b6789'a membrana hücum kompleksi (MAC) denir. Komplemanın delerek
hücre öldürme eylemi, NK ve CD8+ T lenfositlerdeki perforin öldürücülüğü ile benzerlikler gösterir.
ALTERNATİF YOLDAN KOMPLEMAN AKTİVASYONU
Bir mikroorganizma ile ilk kez karşılaşılan, antikor sentezinin ve bu sayede yürütülen klasik aktivasyonun
henüz yapılamadığı hiperakut dönemde alternatif yoldan aktivasyon oldukça önemli bir avantaj sağlar. Bu
ilk dönemde organizma savunması zor durumdadır. Kısa sürede mikroorganizma yapılarınca aktive edilen
alternatif yol ile, diğer sistemlerin patojene karşı etkinliklerini olgunlaştırmasına kadarki dönem için zaman
kazanılır.
• Bir bakteri yüzeyi ile, örneğin gram negatif bakterilerin LPS uzantıları ile karşılaştığında C3b bu
moleküllere bağlanır.
• Böylece bakteri membranına bağlanan C3b’ye bir alternatif yol proteini olan B faktörü yapışır.
• B faktörü, serin esteraz aktiviteli bir protein olan D faktörünün enzimatik etkisi ile Ba ve Bb’ye bölünür.
Ba kompleksten ayrılır. Bb ise C3b’ye yapışmış halde kalır.
• C3bBb, çabuk parçalanan, dayanıksız bir komplekstir. Bir anlamda, yapışılan yüzeyin doğru algılanıp
algılanmadığının kontrolü ve onaylanması gereklidir. Bu etkinlik, komplekse gelip bağlanan properdin (P)
tarafından yerine getirilir. Eğer yanlış bir yüzeye yapışılmış ise bu onay verilmediğinden, C3bBb
kompleksi dağılır. Böylece organizmanın “kendi” hücrelerine zarar vermesi önlenmiş olur.
• C3bBbP kompleksi, alternatif yoldaki C3 konvertazdır. Bu kompleksle ikiye bölünerek aktive edilen C3,
C3a ve C3b parçalarına ayrılır. C3a anafilatoksik ve kemotaktik etkinliklere katılırken, C3b komplekse
dahil olur.
• C3bBbPC3b kompleksi C5 konvertazdır. C5 böylece aktive olarak klasik yoldaki gibi membrana hücum
kompleksini oluşturur.
111
Komplemanın klasik ve alternatif yollarında söz konusu olan konvertazlar şöyle özetlenebilir:
• Klasik yolda:
C3 konvertaz: C4b2a
C5 konvertaz: C4b2a3b
• Alternatif yolda:
C3 konvertaz: C3bBbP
C5 konvertaz: C3bBbP3b
Kompleman komponentleri, oluşmuş immün komplekslerin temizlenmesinde, eritrositler ile iş birliği yaparlar.
Eritrosit yüzeyinde bulunan kompleman reseptör 1’in (CR1, C3b reseptörü) C3b'ye affinitesi vardır. CR1-C3b
bağlanması gerçekleşir. Bu kompleks de Kupffer hücreleri ve dalakta tutularak dolaşımdan uzaklaştırılır.
Sözü edilen CR1 reseptörü, eritrositler dışında makrofajlar ve nötrofillerde de bulunur. Bu hücrelerdeki CR1
reseptörü kompleksteki C3b’ye bağlanarak hedef hücrenin ve immün komplekslerin opsonize edilmesini
sağlar. Antikora bağımlı olan klasik yol aktivasyonu edinsel immünitede, antikor gerekmeyen lektin ve
alternatif yolunki ise doğal immünitede önemlidir. |