 Administrator Gelişen Forumcu

Kayıt: 29.03.2011 Konular: 19 Mesajlar: 0
 OFFLINE | İnsanlar, kendilerini belirli gruplara ait hissederler, bu grupların üyeleriyle aralarında birtakım ortaklıklar bulunduğunu düşünürler ve her zaman, her konuda olmasa bile bu gruplar içinde genelde uzlaşırlar.
Bir de bazılarını ötekileştirme vardır; adı açıkça konmasa bile bazıları “öteki” olarak algılanır; ötekinin farklı olduğuna, yanlış düşündüğüne, yanlış davrandığına, bu yüzden de onunla uzlaşılamayacağına inanılır. Yaygın bir tavırla, ait olduğumuz grubu yüceltir, ötekini/ötekileri alçaltarak, kendimizi, kendi gözümüzde değerli kılarız. Ardından da bizi değerli görmeyenlere kızmaya başlarız.
Birbirlerini “öteki” olarak tanımlayanlara arasında, görünmeyen ama varlıkları hissedilen adeta birtakım sanal duvarlar vardır. Genellikle duvarın iki yanındakiler de birbirlerini “öteki” olarak algılar. Bir zamanlar Çinlilere göre, Çin Seddi’nin dışındakiler öteki/barbar insanlardı, tarımdan anlamazlardı. Setin gerisindekilere göre ise Çinliler tarımdan başka bir şeyden anlamayan ve atı, oku bilmeyen insanlardı.
Bu konuda bir görece durum söz konusudur; bazen birilerini bazı ölçütler açısından öteki olarak algılarken bazı ölçütler açısından kendi grubumuzun içinde olarak algılarız. Örneğin komşunuzu öteki olarak algılarken, bir dış tehdit karşısında onunla aynı grupta bulunduğumuzu düşünebiliriz. Benzer şekilde, aralarında çatışan, birbirlerine öteki muamelesi yapan kardeşler, dışarıdan yönelen saldırılar karşısında birleşebilir.
Öteki tanımına uyanlar, empati kuramadığımız, şablonla baktığımız, dışladığımız kişilerdir. Ötekileştirdiğimiz kişiler için, günlük ifadeyle, “Adam değil,” deriz, onların adam olmadıklarını, hatta bazen insan bile olmadıklarını düşünürüz. Hindistan’da, lağımcılık ve benzeri işlerle uğraşan dokunulmazlar sınıfı vardır; üst kasttan insanlar, gerek gerçek, gerekse mecazi anlamda bunlara dokunmazlar. (Bazen kastlar arasındaki sınırlar, Çin Seddi’nden veya Berlin Duvarı’ndan daha katıdır.)
Zihnimizdeki “önyargılar” ile karşımızdaki “öteki” arasında karşılıklı etkileşim vardır. Önyargılarımız arttıkça öteki’ni giderek daha itici ve tehlikeli algılamaya başlarız. Ötekinden kaçındıkça ve onunla çatıştıkça da ona ilişkin yeni ve daha güçlü önyargılar ediniriz. Ötekiyle aramızda bir duvar varsa, bu duvarın harcı önyargılarımızdır. Önyargılar zaten dünya çapında bir sorundur, tarih boyunca sorun olmuştur. Bunların kasıtlı olarak körüklenmesi ise, insanları öğüten bir dünya çıkarıyor ortaya.
ÜSTÜN DÖKMEN
|