| 06.05.2011 16:34 |
 Administrator Gelişen Forumcu

Kayıt: 22.04.2011 Konular: 14 Mesajlar: 0
 OFFLINE | İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRKLERDE KADININ STATÜSÜ
Eski Türk destanlarında kadın ahlak, şeref, kahramanlık ve fedakârlık sembolüdür. Destan kahramanlarının doğuşu anlatılırken onların ışık veya nur görüntüsündeki bir kadından doğduğu anlatılır. Yaratılış destanında Tanrıya yaratma ilhamını veren “Ay Ana” isminde bir kadındır. Tanrı gökyüzünün yedinci katında onun yaşaması için ışıktan bir âlem yaratmıştır. Oğuz Han’ın karısı karanlık bastığında gökyüzünden inen parlak ışık şeklinde tasvir edilmiştir. Aynı şekilde Uygur Destanında Bögü Kağan ışıktan dünyaya gelmiştir.
Türk mitolojisinde güzellik ilahesi olarak görülen “Ayzıt” erdemli, ahlaklı, namuslu bir kadın olarak tasvir edilir. Ancak Ayzıt’ın neye benzediğine ve fiziki özelliklerine dair her hangi bir simge yer almaz. Yunan mitolojisinde aşk tanrıçası Afrodit’in ( Banu Alkan misali XD ) ise fiziki özellikleri bellidir ancak onun nasıl bir insan olduğu hakkında en küçük bir ipucu bile bulunmaz.
Ayzıt erdemli kadınlara en zor günlerinde yardım eden bir ilahedir. Ancak yardım ettiği kadınlar içerisinde seçici davranır. Ayzıt, erdemli kadınlara ölümden sonra en çok korktukları doğum sırasında yardım eder ve onların hiçbir sıkıntı çekmeden kurtulmalarını sağlar. Erdemini yitirmiş kadınlar ise ne kadar dua ederlerse etsinler, ne kadar kurban keserlerse kessinler Ayzıt onlara yardım etmez. Böylece Türk mitolojisinde kadında en büyük güzellik olarak erdem teması öne çıkar.
Türk mitolojisinde kadınları hakir gören, onlara ikinci sınıf muamele yapan hiçbir olaya ya da kişiye rastlanılmaz. Bu da toplumun zihninin en derin yerlerinde kadının yerini gösteren önemli bir delildir.
Yunan mitolojisinde Tanrıça Athena Büyük Tanrı Zeus’un hem kız kardeşi hem de eşidir. Böyle bir sapkınlığa Türk mitolojisinde kesinlikle rastlanılmaz. O sebeple günlük yaşamda da bu tür sapkın durumlar Türk toplumunda kesinlikle görülmez. Oysa Roma İmparatorluğunda bazı imparatorların kardeşleriyle evlenmesi gibi olaylara rastlanır ki; bu da toplumların kadına bakışını gösterir.
Türk mitolojisinde erkek ile kadın gök ile yerin temsilcisidir. Göğü temsil eden Kağan gökyüzünün altıncı katında bulunurken; yeri temsil eden kadın gökyüzünün yedinci katında bulunuyordu. Bu, kadının Türk toplumundaki itibarını gösterir.
Kırgızların Manas Destanında kadın, evin talihinin sebebi, namusun koruyucusudur.
Çocukların işleyeceği yüz kızartıcı suçlarda anne sorumlu tutulurdu. Kadın sosyal bakımdan erkeklerle aynı derecede yer alırdı ve bu statüleri hem geleneklerle hem de dini kurallarla korunurdu.
Türk kadını çağdaşık toplumlarla kıyaslandığında oldukça farklı bir yerdeydi. Günlük işlerin yanı sıra devlet meclislerine ziyaretlere katılıp görüşünü bildiren, kararlarda yetkisi olan, ordu komutanlığı yapan devlet başkanı eşlerine rastlanır. Elçilerin ve Türk ülkelerini gezen seyyahların en çok dikkatlerini çeken şeylerin başında bu gelir.
Aile hukuku açısından sahip oldukları haklar dünyanın başka hiçbir toplumunda yoktur. Mirastan pay alabilirler. Boşanma hakkına sahiptiler. Ancak Çin’de yalnız erkekler boşanabilirdi. Ahlaki bakımdan erkeklerden farklı görünmezler. Hintlilerde ise kadın doğuştan düşük ahlaklı kabul edilirdi ve ömür boyu bir erkeğin himayesi altında yaşamak zorundalardı.
Türklerde çocuğun kız ya da erkek olmasını bir önemi yoktur. Her ikisi de belli bir yaşa kadar bir arada eğitim alırlar. Araplarda olduğu gibi kız çocuğu utanç sayılmaz. Çin’de olduğu gibi kız çocuklarının isim vermeye değer görülmeyip sayıyla çağırılması gibi komikliklere Türkler arasında rastlanılmaz.
Sonuçta İslam öncesi dönemde Türk kadını sosyal ve hukuki bakımdan çağdaşlarından çok ileri bir durumdaydı. Cinsiyet ayrımının yapılmaması ve tek eşlilik görülmesi bile başlı başına bunun en büyük delillerindendir. |
|
|